SABAH Gazetesi   

                                                                                                                     

 

Yaz geldi.. Diyet ama hangisi Allah aşkına?..

Osmanlı mutfağının Kafkasya'dan Rumeli'ne, Güneydoğu'dan Ege'ye ve Marmara'ya kadar her tarafından gelen damak keyfi ve zevkine sahip bir ailenin çocuğu olarak, yeme içme konusunda kendime hiçbir sınırlama koymadan büyüdüm; gençliğimde spor yaptığımdan kilo almakta zorlanıyordum; ne zaman ki sporu bıraktım, başladım kiloları yüklenmeye.. Ve de eş dostun özellikle de doktor arkadaşların öğütleriyle karşılaşmaya; "Aman şişmanlıyorsun, kendine dikkat et!."
"Dikkat edelim" diyerek gittiğim doktorlar, ne dediler ne yaptılar:
"Bir kibrit kutusu büyüklüğünde..." İşte, diyet ile karşılaşan her insanın belki de "en nefret ettiği" cümlelerin ilki..
Bre aman, bir oturuşta "Kırkpınar olmasa da karakucak pehlivanı kadar yemek yiyebilen" bir insan nasıl "birdenbire" böyle bir diyeti yapabilir; "Bir kibrit kutusu..."
Böyle bir "diyeti sıkı sıkıya tembih eden" doktorlar, hiç mi "insan psikolojisi" diye bir şeyin olduğunu bilmezler?
Ne oldu; "Bir kibrit kutusu" diyetini hiç ama hiç yapamadım!.
Yıllarca "böyle" gitti; sonra birdenbire "devir" değişti...
Oooo!.. "Ne yersen ye, kilo vereceksin" diyetleri başladı!.
Dondurma diyetinden... Çikolata diyetine kadar..
Yüksek protein diyetinden, makarnapilav diyetine kadar...
"Haftada üç kilo, ayda on kilo vermek mi istiyorsunuz"; öyleyse buyurun "bilmem ne diyetine!.."
İşte şu gazetede tefrika ediliyor; işte filancanın kitabı kitapçı vitrinlerinde..
Kalpçi bir arkadaşım feryat ediyor; "Bu olur mu? Para kazanmak için insanları öldürecekler.. Bu diyet kasları iflettirir; kalp de bir kastır; zayıflarsın ama, kalpten gidersin!."
İyi de..."Kilo almaya devam eden" biri olarak ben ne yapayım?
"Denize düşen yılana sarılır" misali, hangi gazetede bir şey çıksa, hangi TV'de biri konuşsa, hangi kitapçı vitrininde "yeni bir kitap görsem", üzerine atlıyorum; belki işime yarar!..
Peki ama..."Benim nasıl yaşadığımı, hangi işi yaptığımı, günde kaç saat masa başında oturduğumu ya da bahçede çalıştığımı, bünyemi, hastalıklarımı, alışkanlıklarımı, komplekslerimi bilmeden", bu kitapları yazanlar, gazetelere "bu hazır reçeteleri verenler" kalkıp bana ve benim gibilere nasıl "bu reçeteleri uygula" diyebiliyorlar?
 

***

"Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam" kitabının yazarı "Bilim Doktoru" Haluk Saçaklı.
Benzer konularda birçok eseri ve makalesi bulunan Saçaklı "Sağlıklı yaşam, yaşamın her anını değerlendirerek dolu dolu yaşamak, yorgunluk duymadan çalışabilmek, gerçek anlamda dinlenebilmek, doğal yeteneklerini geliştirebilmek, görünümde güzellik kazanabilmek, bedensel dengeyi sağlayabilmek, sinirsel yük birikimlerinden arınabilmek, özetle yaşama sevinci duyarak yaşayabilmektir" diyor ve "bunun için "dört ön koşul olduğunu" söylüyor:
"1- Fiziksel yeterliğimizin elverişli olması.
2- Yeterli ve dengeli beslenme.
3- İyi ve kaliteli uyku.
4- Stresten mümkün olduğunca uzaklaşma."
Sağlıklı ve Kaliteli yaşam" (AB Kitapçılık ve Dağıtımcılık Tel: 0212 512 97 42), bu dört "ön koşulu nasıl yerine getireceğinizi" anlatıyor.. "Açlık-tokluk-iştah" ilişkilerinden spora kadar..