SABAH Gazetesi

Nedir bu güzellikler                                                                                                                                                                    28.07.2001


Memlekette güzel eksik de haberimiz mi yok? Etli butlu kadınlar memleketi basmışlar
Neler yapmadık ki bu vatan için / Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik" demiş Orhan Veli "Vatan için" şiirinde. Biz de köşe yazıyoruz, ahkam kesiyoruz.

Ağzımız var diye konuşuyoruz, memleket meselelerine kenardan bulaşıyoruz. Biz de bu vatanın evladı değil miyiz? Boş filan durduğumuz yok yani.

Ama mesela, taksisine bindiğimiz şoför kardeşimiz "ne olacak bu memleketin hali"nden başlayıp inene kadar anamızı ağlatırken kendimizi bazen hiç de iyi hissetmiyoruz.

Geçende Allah eksiklerini göstermesin şoför kardeşin biri "elit modıl luk" hakkındaki fikrimi sorunca "off be" dedim. "İnsanlar merak etmeye ferah konular bulmuşlar nihayet."

IRKIMIZ DEĞİŞTİ
Yani bilmiyorum ama Allah sizi inandırsın gayet de ilgi alanıma girmesine rağmen kaçırıvermişim yarışmanın seyrini. Bir de yarışmanın davetsiz misafirleri olmuş.

K.K.K. yani Kadın Kuvvetleri Komutanlığı basmışlar olay mahallini. Bence iyi yapmışlar.

Valla dalga malga geçmiyorum, ne haddime zaten.

Memleketteki her türlü felaket boşluklarından yararlanıp, yeni yeni icatlar çıkarmak var mı?

Nedir bu güzellikler? Yarıştır yarıştır bitmiyor. Memlekette güzel eksik de haberimiz mi yok?

İyice bir güzelleşti ırkımız bilmem farkında mısınız acaba diyorum?

Böyle serpme tohum misali her yerde çiçek açan 34-36 beden yeni kız türümüze kim dur diyecek acaba? Yine geçende çarşı pazar dolaşıyorum, kriz mıriz bahane. (Bi halt aldığım yok siz bakmayın; dolanıyorum sadece) Bir de ucuzluk var ki asıl kriz mıriz ortalıkta mal bırakmayanlara bahane. Bedava dağıtılıyor gibi hücum halinde kadın kısmısı.

Bilirsiniz ucuzluklarda ya 34 ya 42 numara ayakkabılar kalır kala kala. Yine öyleydi.

Bedenlere bakacak oldum 34-36. Fakat bir şey söyleyeyim mi size; ya bütün mağazaların işleri gayet iyi gidiyor ya da etli butlu kadınlar memleketi basmışlar. Hangisi? Ben bilmiyorum. Tamam kabul ediyorum, malumunuz son günlerde biraz semirdim.

Haluk Saçaklı'nın rejimini bu kez pes etmeden uygulayacağım. Ölmek var dönmek yok. (Yalnız televizyonda fil gibi görünüyor insan bunu bilin.) O Haluk Bey ki kimleri adam etmedi. Bakınız; Sibel Can, Hülya Avşar.

Size bir şey daha söyliyeyim mi? Bu iki kadının son hallerini bilmiyorum ama eminim ikisi de TV'de göründüklerinden çok daha incedirler. (Bir şey değil kızlar!)

Sibel Can'ın habersiz (!) çekilmiş fotoğraflarından söz etmiyorum. Onlar sıkı bir foto shop örneği. (Bu foto shop da ne ola ki diyenlere: Bilgisayarda fili bile fil yavrusu ediyorlar haberiniz ola...)

Madem öyle işte böyle...
Promosyon döneminde yine ortalıklara çıkıverdim. Baktım şirket parmağının ucunu kımıldatmıyor. (Patron sana diyorum.)

İş başa düştü deyip o program senin bir diğeri benim kendimi dolaştırıyorum.

Fakat bu arada çok eğleniyorum tabii. Geçen salı atv'de "Sabah Keyfi"ne çıktım.

Kerem de vardı (Alışık). Vatan'sız kalan Öcalan, programı tek başına yürütüyordu zavallı kız. (Hay Alllah! Melike'nin soyadından teşbih yapayım derken Apo'dan söz ediyor gibi oldum.) Kerem Alışık'ın çapkın olup olmadığı tartışılırken Kerem kıza bir celallensin. Seyredenler biliyor. Aman ben bir fena oldum. İkisinin arasında kaldım. Kızcağız çok üzüldü.

Demek Kerem'in aha burasına kadar geldi. (Yazar eliyle çenesini gösterir!)

Onu çok iyi anlıyorum. İnsanın üzerine bir sıfat yapıştırılırsa o öyle ölene kadar gider.

For egzampıl seksi kadın ben, yetmişimde de ölmez sağ kalırsam bir zamanların seksi yıldızı olacağım Allah nasip ederse. Geçende Adil Gültekin'e fotoğraflar çektirdim. (Geçende dediysem nerdeyse kışın) Olur mu olmaz mı derken Sabah'ta ve Rapsodi'de yayınlanacak. (Belki de bu yazı yayınlanana kadar gazetede yer almıştır.)

"Madem öyle işte böyle" fotoğrafları kimilerine göre pek masum.

Kimi ise "şaşırdık" dediler. Bu hesaba göre bir de çırılçıplak soyunsam dolar yeniden yükselecek demek! İnsan bu, her yerde başka görünüyor. (Siz bir de benim makyajsız halimi görün. Yemeyin yanımda yatın; Öyle bi şey oluyorum.) Peki ben aslında nasılım?

Sanırımsa ben hepsinin bileşkesiyim. Bu da oyunculukta çok işe yarıyor. Yine bugünlerde oynama vaktim geldi. (Geçen hafta yazmıştım. Hababam Sınıfı ve bir dizide oynuyorum.)

E ne yapalım devir bu devir. Oynamak oynatmaktan iyidir. (Ah! Seni kafiye ustası seni)

Siz de oynayın, özel hayatınızda oynayın, kıvırıp kıvırıp oynayın, gidip parka oynayın, üç kuruşluk kumar oynayın, Tabu oynayın. Hayat başka türlü geçmiyor.

E ne diyorum, oynatmaktan iyidir.

Benzetme köşesi
Sabah yazarı Metin Münir Bey ile Milliyet Genel Yayın Müdürü Mehmet Y. Yılmaz Bey birbirlerini hatırlatıyor. Umarım birbirlerini seviyorlardır. Zira bu benzetmek işi pek riskli canım. Bazen birbirlerinden hiç hoşlanmayan insanları benzetince benzetene düşman kesiliyorlar. Aslında belki birileriniz ne alaka diyeceksiniz ama Metin Münir Bey, Hüsrev Hatemi ve kardeşine galiba daha çok benziyor. Bu durumda Mehmet Y. Yılmaz Bey bir daha yüzüme bakmayabilir. Ben masumum Mehmet Bey.

aysegulaldinc@ixir.com

Ayşegül ALDİNÇ